22 Mart 2010 Pazartesi
Geçen gece bir türlü uyku tutmadı da aklıma geldi; seneler önce annemle babam bazı kitaplarını çevredekilere vereceklerdi. Hepsini kapının önüne yığmışlardı. Ben de öyle bir bakayım derken, başlığını hatırlamıyorum ama uyuyamayanlar için yazılmış bir kitap gözüme çarpmıştı. 100 sayfalık bu kitabı açtığımda, 100 sayfasında da çitten atlayan bir koyun olduğunu görmüştüm. Babam acaba ne düşünerek bu kitabı aldı hiç bilmiyorum ama bunu yazan adamın kafasını merak ettim valla. Hadi babamı da yazarı da geçtim, peki bu kitabı yayımlamayı kabul edene ne demeli? Hepsi resmen dalga geçmişler bizle. Ama baya da eğlenmişler gerçekten, helal olsun.
11 Mart 2010 Perşembe
2 Mart 2010 Salı
6 Şubat 2010 Cumartesi
31 Ocak 2010 Pazar
www.somewherebetweenlife.blogspot.com
Gördüklerimizi, okuduklarımızı, izlediklerimizi, dinlediklerimizi ve yarattıklarımızı paylaştığımız 3 kişilik blogumuz.
Bekleriz.
Bekleriz.
28 Ocak 2010 Perşembe
Televizyon programları üzerinden toplumun sosyal eleştirisini ya da analizini yapma klişesine girmek üzereyim.
İki farklı kanalda yayınlanan (benim bildiğim kadarıyla) evlilik programlarını izledim.
Normalde kızlarını erkeklerle aynı ortama girmekten men eden, namusu herşeyin üstünde tutan anneler ve babalar, kendi elleriyle kızlarını bu programa getiriyorlar. Mahalledeki çocuktan, komşunun oğlundan sürekli şüphe duyan bu insanlar, televizyon tabiriyle "70 milyonun karşısına" kızlarını koyup, neredeyse onları bir vitrine oturtup, münasip bir kısmet beklemekten hiç bir şekilde çekinmiyorlar. Belirlenen kriterler çoğunlukla değişiyor; ama ortalama olarak iyi bir iş ve gelir sahibi olması herşeyin önünde geliyor. Aslına bakılırsa, görücü usulünün çok çok modernleşmiş durumu olarak tanımlayabiliriz belki de bu şovları. Çünkü tıpkı görücü usulünde olduğu gibi, taraflar birbirlerini tanımadan, bir kaç kelime ve görüntüyle değerlendirerek evlenme kararı verebiliyorlar. Bunların arasında en enteresanları ise, bana göre, daha önce mutsuz evlilik yaşayan insanların bu programları seçiyor olması. Mutsuz bir evlilik yaşamış insanların, evliliği bir kez daha düşünmeleri zaten cesaret isterken, bunu bir de resmen kör gözlerle yapmaya çalışmaları oldukça şaşırtıcı. Kadının kendi kendini ezmesi ise, hem programı sunan kadınların, hem de programa evlenme amaçlı gelen kadınların, daha önce evlilik yaşamış olmaları durumunda, bunun karşı taraf ve ailesi için sorun oluşturup oluşturmayacağını hal hatır sorarcasına doğal bir şekilde sorabilmelerinde ortaya çıkıyor ve beni bir kadın olarak bu çok kızdırıyor. İnsanın bunda kabullenilmeyecek ne var diyesi geliyor, ama bacak arasındaki bekaretin "kutsallığı" düşünüldüğünde bu soru bile anlamsız kalabiliyor. Üstelik bu kutsallığın evlilik içinde bozulmuş olması bile hiç önemli değil, herkesde bir ilk olma arzusu mevcut zira.
Diğer bir "üzücü" konu ise toplumdaki sosyalleşme ortamlarının, daha doğrusu imkanlarının ne kadar az ve kısıtlı olduğunu bu programların ortaya koyması. Normal hayatta, birbirine merhaba demekten, sadece bir kafa hareketiyle dahi olsa selam vermekten çekinen, utanan hatta korkan insanlar, programda gördükleri insanlarla tanışmak ve evlenmek için doğrudan telefonla programa bağlanıp çatır çatır konuşabiliyorlar. Çünkü programda amaç belli ayrıca arada bir de aracı var. Kadınlarla erkeklerin birbirleriyle konuşmalarının, görüşmelerinin oldukça kısıtlandığı toplumumuzda -özellikle katılan kişilerin yetiştikleri ortam da düşünüldüğünde- insanların bir anda rahatlaması, konuşmaya başladıktan 2 dakika sonra ne iş yaptığını hatta aylık gelirini sormaya başlaması çok garip geliyor bana doğrusu. Rol yapılıyor, ama nerede emin değilim. Acaba insanlar gerçekten bu kadar rahat ve "sıcakkanlı" mı, yoksa öyleymişçesine mi davranıyorlar "ekranda"?
Eminim bunların dışında daha fazla keşfedilecek bir sürü şey vardır bu programlarda, benim aklıma takılanlar bunlar. Evlenmek için insanların bu tür şeylere ihtiyaç duyması ne kadar üzücü ve bazılarımız için alay konusu olsa da, bu programlar, bu şekilde çocuk yetiştirmeye alışkın toplumlar için neredeyse kaçınılmaz bir ihtiyaç haline geliyorlar.
İki farklı kanalda yayınlanan (benim bildiğim kadarıyla) evlilik programlarını izledim.
Normalde kızlarını erkeklerle aynı ortama girmekten men eden, namusu herşeyin üstünde tutan anneler ve babalar, kendi elleriyle kızlarını bu programa getiriyorlar. Mahalledeki çocuktan, komşunun oğlundan sürekli şüphe duyan bu insanlar, televizyon tabiriyle "70 milyonun karşısına" kızlarını koyup, neredeyse onları bir vitrine oturtup, münasip bir kısmet beklemekten hiç bir şekilde çekinmiyorlar. Belirlenen kriterler çoğunlukla değişiyor; ama ortalama olarak iyi bir iş ve gelir sahibi olması herşeyin önünde geliyor. Aslına bakılırsa, görücü usulünün çok çok modernleşmiş durumu olarak tanımlayabiliriz belki de bu şovları. Çünkü tıpkı görücü usulünde olduğu gibi, taraflar birbirlerini tanımadan, bir kaç kelime ve görüntüyle değerlendirerek evlenme kararı verebiliyorlar. Bunların arasında en enteresanları ise, bana göre, daha önce mutsuz evlilik yaşayan insanların bu programları seçiyor olması. Mutsuz bir evlilik yaşamış insanların, evliliği bir kez daha düşünmeleri zaten cesaret isterken, bunu bir de resmen kör gözlerle yapmaya çalışmaları oldukça şaşırtıcı. Kadının kendi kendini ezmesi ise, hem programı sunan kadınların, hem de programa evlenme amaçlı gelen kadınların, daha önce evlilik yaşamış olmaları durumunda, bunun karşı taraf ve ailesi için sorun oluşturup oluşturmayacağını hal hatır sorarcasına doğal bir şekilde sorabilmelerinde ortaya çıkıyor ve beni bir kadın olarak bu çok kızdırıyor. İnsanın bunda kabullenilmeyecek ne var diyesi geliyor, ama bacak arasındaki bekaretin "kutsallığı" düşünüldüğünde bu soru bile anlamsız kalabiliyor. Üstelik bu kutsallığın evlilik içinde bozulmuş olması bile hiç önemli değil, herkesde bir ilk olma arzusu mevcut zira.
Diğer bir "üzücü" konu ise toplumdaki sosyalleşme ortamlarının, daha doğrusu imkanlarının ne kadar az ve kısıtlı olduğunu bu programların ortaya koyması. Normal hayatta, birbirine merhaba demekten, sadece bir kafa hareketiyle dahi olsa selam vermekten çekinen, utanan hatta korkan insanlar, programda gördükleri insanlarla tanışmak ve evlenmek için doğrudan telefonla programa bağlanıp çatır çatır konuşabiliyorlar. Çünkü programda amaç belli ayrıca arada bir de aracı var. Kadınlarla erkeklerin birbirleriyle konuşmalarının, görüşmelerinin oldukça kısıtlandığı toplumumuzda -özellikle katılan kişilerin yetiştikleri ortam da düşünüldüğünde- insanların bir anda rahatlaması, konuşmaya başladıktan 2 dakika sonra ne iş yaptığını hatta aylık gelirini sormaya başlaması çok garip geliyor bana doğrusu. Rol yapılıyor, ama nerede emin değilim. Acaba insanlar gerçekten bu kadar rahat ve "sıcakkanlı" mı, yoksa öyleymişçesine mi davranıyorlar "ekranda"?
Eminim bunların dışında daha fazla keşfedilecek bir sürü şey vardır bu programlarda, benim aklıma takılanlar bunlar. Evlenmek için insanların bu tür şeylere ihtiyaç duyması ne kadar üzücü ve bazılarımız için alay konusu olsa da, bu programlar, bu şekilde çocuk yetiştirmeye alışkın toplumlar için neredeyse kaçınılmaz bir ihtiyaç haline geliyorlar.
19 Ocak 2010 Salı
"ruh halimiz"
“Türkiyeliyim... Ermeniyim... İliklerime kadar da Anadoluluyum.
Bir gün dahi olsa, ülkemi terk edip, geleceğimi Batı denilen o ‘hazır özgürlükler cenneti’nde kurmayı, başkalarının bedeller ödeyerek yarattıkları demokrasilere, sülük misali yamanmayı düşünmedim.Kendi ülkemi de o türden özgürlükler cennetine dönüştürmek ise temel kaygım oldu.
Ülkem Sivas için ağlarken, ağladım. Halkım çeteleriyle boğuşurken, boğuştum. Kendi kaderimi ülkemin özgürlüğünü yaratma süreciyle eşledim.Şu anda yaşayabildiğim ya da yaşayamadığım haklara da bedavadan konmadım, bedelini ödedim, hala da ödüyorum.
Ama artık...Benim tek isteğim, canım Türkiyeli arkadaşlarımla, ortak geçmişimi alabildiğine ve etraflıca ve de o tarihten hiç de husumet çıkarmamacasına özgürce konuşabilmek. Bunu bir gün tüm Türklerle Ermenilerin de kendi aralarında konuşabileceklerine yürekten inanıyorum. Özellikle de, Türkiye ile Ermenistan’ın kendi aralarında da her bir şeyi rahatça konuşabilecekleri ve düzeltebilecekleri, ve onlar konuşurken, benim ilgisiz üçüncülere dönüp, ‘Size de artık üç nokta düşer’ diyebileceğim günleri iple çekiyorum...Yukarıdaki satırlar.. bendenizin ruh halidir.Arz ederim.”
1 Kasım 2004, Hrant Dink.
Bir gün dahi olsa, ülkemi terk edip, geleceğimi Batı denilen o ‘hazır özgürlükler cenneti’nde kurmayı, başkalarının bedeller ödeyerek yarattıkları demokrasilere, sülük misali yamanmayı düşünmedim.Kendi ülkemi de o türden özgürlükler cennetine dönüştürmek ise temel kaygım oldu.
Ülkem Sivas için ağlarken, ağladım. Halkım çeteleriyle boğuşurken, boğuştum. Kendi kaderimi ülkemin özgürlüğünü yaratma süreciyle eşledim.Şu anda yaşayabildiğim ya da yaşayamadığım haklara da bedavadan konmadım, bedelini ödedim, hala da ödüyorum.
Ama artık...Benim tek isteğim, canım Türkiyeli arkadaşlarımla, ortak geçmişimi alabildiğine ve etraflıca ve de o tarihten hiç de husumet çıkarmamacasına özgürce konuşabilmek. Bunu bir gün tüm Türklerle Ermenilerin de kendi aralarında konuşabileceklerine yürekten inanıyorum. Özellikle de, Türkiye ile Ermenistan’ın kendi aralarında da her bir şeyi rahatça konuşabilecekleri ve düzeltebilecekleri, ve onlar konuşurken, benim ilgisiz üçüncülere dönüp, ‘Size de artık üç nokta düşer’ diyebileceğim günleri iple çekiyorum...Yukarıdaki satırlar.. bendenizin ruh halidir.Arz ederim.”
1 Kasım 2004, Hrant Dink.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
